22 Aralık 2025

Mühendislik ve İnsanın Değeri

''Ona anlamayı ve beyan etmeyi öğretti''

By In Beyanat

 Mühendislik, insanlığın miladından beri süregelen, insanlığın kendi ihtiyaçlarını gidermek için keşfettiği yöntem ve yolların, icat ettiği alet ve edevatların geliştirilmesi; bu geliştirmeleri yaparken ortaya çıkan temel problemlerin analiz edilmesi ve giderilmesi uğraşının somut bir dışa vurumudur. İslam inancında insanoğlunun yaratılışının en başında son derece donanımlı ve ilim sahibi bir varlık olduğuna vurgu yapılır. Rahman Suresi 4. Ayette bu durumdan şöyle bahsedilmektedir: “İnsanı yarattı, ona anlamayı ve beyan etmeyi öğretti.” Bu ayet insanın yaratılışından bu yana evren ve hayattan bihaber olmadığını aksine birçok bilgiye vakıf olduğunu, hatta bu bilgileri beyan etme kabiliyetini dahi haiz olduğunu belirtmektedir. İşte mühendisliğin kökeni de tam olarak buraya dayanmaktadır. İnsanoğlu ilk defa aç hissettiğinde açlıktan kemikleri eriyinceye dek yerinde oturup durmamış, ağaçlardaki renk cümbüşüyle donatılmış meyveleri görmüştür ve bunları tüketebileceğini düşünüp toplamaya niyetlenmiştir. Şüphesiz ki bu Allah’ın ona bahşettiği akıl ve iradeyi yetisini kullanmayı, bunlarla amel etmeyi öğretilişinin miladıydı insanoğlu için. Hz. Adem’e tüm kelimeleri öğrettiği gibi, Hz. Davud’a demiri dövüp zırh yapma sanatını öğrettiği gibi. İnsana verilen akıl ve irade ise önce Allah’ın koyduğu sınırlar ve insanın kendi kapasitesi içerisinde yapacağı tercihlerin sonucu olduğunun göstergesi olup bu sonuçlar ışığında kendini ve çevresini yenileme ve değiştirme kabiliyeti olduğunun bir kanıtıdır. Mühendisliğin çıkış noktası ise burası olmaktadır, insanoğlu aklı ve cüzi iradesi aracılığıyla tercihlerde ve eylemlerde bulunup bunların neticesinde ortaya çıkan muhtelif durum ve sorunlara yine aklı ve cüzi iradesi sınırlarında çözümler geliştirmektedir.

 İmtihanlar silsilesi o vakit zuhur etmiştir. Sorun ardına sorun, çözüm ardına çözüm. Elbette ki mükemmel bir düzenin içerisinde mükemmel hilkatiyle yeryüzüne gönderilen insanoğlu günümüzde gördüğümüz bu koca şehirleri, kendi kendine işleyen fabrikaları, caddelerden vızır vızır geçen arabaları bir anda inşa etmemiştir. Ve elbette peygamberlere gönderilen mucizeler örneğin yukarıda da geçtiği üzere demir dövmenin Hz. Davud’a öğretilmesi gibi olaylar bir anda gerçekleşmiş olabilir ve istisnadır. Burada asıl vurgulanmak istenen nokta kaçırılmamalıdır; insanoğlu varlığından bu yana bir nevi ona bahşedilen aklı ve iradeyi kullanmayı öğrenme, öğrenmeyi öğrenme sürecinden geçirilmektedir. Hiç şüphesiz ki böyle bir şey olmasa ve tüm amellerin bilgisi ve tecrübesi doğrudan insana kılçıksız aktarılacak olsaydı belki de mucize gibi kavramı yukarıda konuşuyor dahi olamazdık. İnsanın aklı ve iradesi değerini yitirir, ne mühendislik ne de başka bir şeyden burada bahsediyor olurduk. Yani insanın aklını ve iradesini kullanması ve onunla amel etmesi büyük bir nimet olup bu kavramlar hakkında taşların yerine oturmasında yegane parçadır. Kısaca Allah insana kuru kuruya bir akıl ve irade bahşetmemiş, onunla nasıl amel edileceğini de makul bir süreç içerisinde öğretmiştir ve öğretmeye devam etmektedir. İnsan da bu makul süreç içerisinde kainatı öğrenmiş, öğrendikçe uygulamış; uyguladıkça sorun çıkarır olmuştur kendine. Bu sorunları çözmüştür çözmesine de, bu çözümler refahın anahtarı değil, yalnızca başka sorunların habercisi olmuştur. Veya daha fazla refah uğruna zuhur eden arzuların elçisi. Bu, “mühendislik” olarak tanımladığımız kavram olmaktadır ve mühendislik; insanoğlunun var oluşundan bu yana ihtiyaçlarından ve arzularından ortaya çıkan, somut şeyler elde etme sürecinde doğan sorunlar ve bunlara getirilen çözümler bütünüdür.

 Mühendislik gelişen, dönüşen ve değişen bir alandır. Bu değişimin ardında yatan sebep ise bizzat insandır. Çünkü mühendislik bir insan bilimidir ve insana bağlıdır. Mühendislik aynı zamanda bir bilimdir de evet. Yapılan deneyler, bunların sonucunda elde edilen veriler, ortaya çıkan problemler, problemlerden elde edilen tecrübeler, tecrübeler ışığında ortaya koyulan çözümler… Tüm bunları icra eden, hata yapan ve tecrübe eden insan ve onun aklıdır. İnsan gelişip değiştikçe akıl değişir, akıl değiştikçe de mühendislik ve onun icra ediliş biçimi değişir. Bilim de böyledir, pişmanlık duyar hatalarından, kusurlarından; unutmaz nereden geldiğini. Birikimlidir demem o ki. Hülasa mühendislik bir bilimdir, insan bilimi.

 Girizgah bölümünde de bahsedildiği üzere insanın İslam’daki yeri Allah’ın yarattığı varlıklar arasında en âli olmasıdır. Akıl ve irade sahibi olan insanın bu meziyetlere sahip olmayan canlı veya cansız diğer yaratılmışlarına olan üstünlüğüne dikkat çekilmektedir. İsra Suresi 70. Ayette bu hususa dair şunlar buyrulmaktadır: “Ant olsun biz Âdemoğluna şan, şeref ve nimetler verdik; onları karada ve denizde taşıdık, kendilerine güzel güzel rızıklar verdik ve onları yarattıklarımızın çoğundan üstün kıldık.”  Ayette bahsedilen “şan, şeref ve nimetler” kavramı, İslâmî literatürde hem Allah’ın insanlara şeref, soyluluk, üstünlük gibi manevi meziyetler bahşetmesini hem de mal mülk vermesini ifade eder. Böylece ayet insanı dünyada Allah’ın lütfuna en çok mazhar olmuş, en seçkin, en değerli varlık olarak göstermektedir. Tefsirlerde insana seçkinlik kazandıran özellikler akıl, zekâ, temyiz, düşünme, yazma gibi melekelerden başlayarak çeşitli psikolojik ve fizyolojik özelliklere, estetik zevklere, ahlaki yatkınlıklara, canlı ve cansız varlıklar üzerinde tasarruf yetkisine, ekonomik faaliyetlerde bulunma özelliğine, şehirler ve uygarlıklar kurma kabiliyetine kadar birçok meziyete sahip olmasıyla açıklanmaktadır. Bu meziyetler aslında insanın akıl aracılığıyla mühendislik faaliyetlerinde bulunduğunu göstermektedir. Canlı ve cansız varlıklar üzerinde nüfuza sahip olması aslında insanın kendi yapıp kendi geliştirdiği şeyler üzerindedir. İnşa ettiği şehirlerin yenilenmesi, işleri kolaylaştırmak ve pratikleştirmek adına üretilen yeni makineler ve hatta bu makinelerin kendi kendine çalışması üzerine yapılan çalışmalar ve yapay zekâ… Bütün bunlar Allah’ın insana kendi mühendisliğini kendisi icra edebilmesi için bahşettiği “akıl” meziyetidir.

 Biliyorsunuz ki insan varlığından bugüne mühendislik faaliyetlerini icra etmekte, yeni makineler ve icatlar ortaya çıkmaktadır. Günümüze dek süregelen bu faaliyetlerin bizim bildiğimiz son raddesi ise şu aralar olmazsa olmazımız, en küçük işlerimizi bile ona danıştığımız, “yol arkadaşımız” yapay zekâdır. Peki nedir bu yapay zekâ? Bir anda nasıl çıkagelmiştir? Bir gün bile onla konuşmadan duramadığımız ne vakitten beridir? Aslında bahsi geçtiği üzere insanın ürettiği ve geliştirdiği hiçbir şeyin yoktan var olmadığı yapay zekâ da bir anda oluvermemiştir. Matematiğin keşfi veya icadı(?), bilgisayar ve sistemleri, internet, algoritmalar ve yazılım ardı ardını kovalamıştır. İnternete ve bilgisayara girdiğimiz veriler, aslında insanın bildiği bilgiler öğretilmiştir algoritmalara. Ardından yapay zekâ doğmuştur bu derya deniz veri sisteminden. Kısacası mühendisliğin eseridir yapay zekâ da. İnsan aklının parçalarından toplaşıp bütünleşen bilgi kırıntılarından bir araya getirilmiştir. İnsanın eseridir o da.

 Yapay zekâ günümüzde bazı makinelerin üretim gibi sektörlerde bir miktar otonomlaşmasına sebep olmakta, bazı meslek gruplarının yaptığı işleri yapabilmekte, gündelik yaşamı kolaylaştırmaktadır. Fakat bu onun “yapay zekâ” olduğunu değiştirmeyecek, insan aklının ve iradesinin sınırları altında gelişip değişmeye devam edecektir. İnsan ürünü olan yapay zekâ, varlığı gereği insan aklı ve iradesine bağlıdır; haliyle insan aklı ve iradesine üstün gelemeyecektir. Mühendisliğin bir ürünü olarak kalmaya devam edecektir. Örnek olarak yapay zekâ sayesinde üretim süreçleri otonom hale gelebilir fakat üretim talimatını veren kişi yine insan ve iradesidir. Ne kadar ürün çıkacağı, makinenin ne kadar süre çalışacağı gibi parametrelere karar veren insandır. Yani mühendislikte “irade” sahibi olan, aklını kullanan ve söz sahibi olan merci insandır. İnsan da Allah’ın Külli iradesinin bir eseri, onun kuludur. Allah insana akıl ve irade bahşetmiş, onları kullanmasını emretmiştir. Yapay zekâ da bu emrin bir sonucu, göstergesidir. Basitçe Allah’ın iradesi dışında hiçbir şey olamayacağı gibi yapay zekânın da bu mutlak doğrudan ayrılan herhangi bir tarafı bulunmaz, bulunamazdır.

 Hülasa Allah katında en değerlilerden biri olarak görülen insana bahşedilen akıl ve irade, ona kainatı anlamayı, yaşamayı ve Allah’a kulluk etmeyi beraberinde getirir. Mühendislik de bunları gerçekleştirme adına bir yol arkadaşı ve yöntemdir. Mühendisliğin sonuçları ve beraberinde getirdikleri ise kullanışlı birer araç, yardımcı birer gereçtir.