30 Mart 2025

Irmaklara Karşı

Son Gidişata Genel Bakış

By In Düşünceler 5 dakika

Kim ırmakların akış yönünün tersine dönmüş birisini kınar. Kaç kişi ona ahmak mahlasını takar. İnsan ne vakit gözlerini karanlık bir odada açtıktan sonra ellerindeki kılıçla merdümü biçer. Sevmek, insanın iliklerine soba kurulmasıdır. Yakıtının belkide bencillik olduğu bu sobalar insanları sıcak tutmaz. Yakar ve alev alan insan kendini soluksuz bir bekleyişte soğutur. Bu soğuyuş aslında bir bilgiye vakıf olunmasıdır ki o aslında sevginin iliksiz, ikiliksiz bir yaşam olduğunu kavratır. Neden sırtında taşıdığı küfenin içinde anılarını biriktirdiğini soranlara, üstadın “bacakların nasıl” diye sorması rastlantı değildi. Şivesiz insanlar çiftbozan vergisi öderler. Dağlarda celalli insanların isyanı yalnız gerdansız ve şakaksız mert kişilerin uğraşıdır. Onlara ne yorgunluk çöker ne de yılgınlık. Alemlere rahmet kimdir. O kimse, biz kimizdir. Demek ki her şeyden öte yaratanın eylemi yalnızca yakar, ve bu yanış etrafa bir gül kokusu yayar. Saçılan serpilen tohumlardır, toprak sevdalısına kavuşmuştur. İşte hayat bir ormandır ki tek tohumdan oluşmuştur. Alemlere rahmet o tohumdur. Büyüyen ilk ve en büyük çınar. Göğe en yakın yaprağa sahip odur. Göğü delen tek dal onundur. Irmakların akış yönünün tersine devrimciler bakar. Zamanın gerisindekileri küfesiyle taşıyanlar yüce bir başkaldırış taşırlar. İlk ve son olacak sur tiyatrosu biter. Rollerinden çıkar birbir insanlar. Geriye biz kalırız. Biz dediğim ben. İliklerimde yanan sobalarla fabrika bacası dizlerim, gözlerimden akan neft rengi gözyaşıyla. Tüm zamanın en büyük devrimcisine salat ve selam olsun.


Müslümanlar artık yok oluşunun başladığından habersiz. Özellikle Türkler, asırlardan beri sahip oldukları bir şanı yitirmek üzereler. İnsan gerçekten içinde bulunduğu bu durumda ümidini yitirmeli ve bir zamanlar yüzlerce insanın ömrünü vakfettiği bu faaliyetleri boş bir amel olarak tanımlamayla vicdanının ona yaşattığı azaba katlanmalı mı emin değilim. Her şeyden önce Türkler paktı. İslam paktı ve bu birliktelik birkaç olaydan sonra zor olmadı. Fakat şimdi Türkler kirli, zihinleriyle kalpleri mühürlendi. Namaz kılmayan bir topluluk, namaz kılanı kınayan bir topluluk olduk. Cübbe sarıkla sokakta gezen insanlara yan gözle kim bu gerici diye bakanların sayısı azalmakta değil artmaktadır. Senelerden beri kimsenin orta yolu bulamadığı ama ağzından da eksik edemediği birkaç belirli tartışma yüzünden travmalardan kurtulamıyor ve maalesef milletçe hepimiz sefillerin en sefili oluyoruz. 19. yüzyıldan itibaren etkisini halkta da hissettiren batının nefsi çağdaşlık düşüncesi bırakılamamış, damarlarımızda bir zehir olarak nesilden nesile kalıtsal bir hastalık olarak aktarılmıştır. Batılılaşma ve bunun tehlikesi yahut bize getirileri hakkında onlarca kitap yazılsa da yazar ve düşünürler dillerine pelesenk etse de, hala bu düşüncenin yobazı olarak kalmaya devam eden insanlar var. Laikliğin, ve seküler devlet anlayışının Türklere empoze edilmesinden dolayı kıvanç duyan insanlar bilmiyorlar ki bu bizim tembelliğimizdir. Çünkü sorunlarla cevap bulamayan milletler başka millet ve kültürlerin cevaplarıyla yaşamaya mahkumdur. Biz başaramadık ki insanlar hızla gelişen Yakın Çağ dünyasında müslüman olarak kalıp, müslüman devleti olabilsin. Bunun başlıca sebebi zaten ecnebi devletlerin yoğun uğraşlarıdır. Fakat ne olursa olsun cevabı halen bulamadığımız soru şudur: “şimdi ne yapacağız” Birçok hatalı karar ve hatalı düşüncelerin milletin üzerinde zuhur etmesi neticesinde Abdülhamit’in o dönemde olmazsa olmayacak baskıcı döneminde yetişmiş, psikolojisi bu ağır bunalımı kaldıramamış insanlar bastırılmanın verdiği kin ve isyankar tavırla önceki devletine ve sahip olduğu tüm değerlere ihanet etmiştir. (Kaba bir tabir ve birçok nedenden biri) Şu anda Türkiye Cumhuriyeti aslında geçmişiyle barışamamış hatta aynı edebiyat akımları gibi bir önceki yönetim şekli ve hukuk kaidelerine karşı tepki olarak kurulmuş devlettir. Elbette inkar edilemez ki elde avuçta yokken yapılan savaşlar birçok mareşalin ve askeri dehanın ürünüdür. Fakat sosyal alanda yapılan ıslahatlar bel kemiğimizi kırmış bizi felç bırakmıştır. Her şeyin bedelini ödemek zorundayız. Atalarımızın her karşını kanıyla suladığı bu toprakların nasıl bereketini üzerimize hak biliyorsak onların yanlış yaptıklarınıda üzerimizde bir yük bilmeli bunu düzeltmek için elimizden ne geliyorsa yapmalıyız. Bencillik insana ancak kısa süreli bir huzur verecektir. Günün sonunda vefasızlığının cezasını bu dünyada ödeyecektir. Mesele şu ki ne geçmişiyle bağını yitirmiş ne de çağdaş ıslahatları savunan bir topluluk var karşımızda. Bu kişiler yalnızca nefislerinin onlara dayattığı iştihaları takip eden iradesizler. Bugün Devletin İlk Cumhurbaşkanı gelse ve nefislerinin hoşuna gitmeyeceği bir ıslahat yapsa, en çok ses çıkaran yine onlar olacaktır. Yaşananları girift hale getirmeye lüzum yoktur. Her zaman olduğu gibi savaşımız yine nefsimizle ve şeytanlaşmış insanlarla. Günün zorluğu herkesin gaflet içinde olması, günün kolaylığı Allah’ın her zamankinden çok bizimle olmasıdır. Senelerden beri cevaplanamayan sorunun cevabı artık bellidir. Şimdi ne yapılması gerektiği bellidir. Savaşmak. Dur durak bilmeden, soluklanmadan bir topluluk kurmak. Her türden meslek grubuna sosyal kesime sahip davacı, devrimci, alemdar insanların bir araya gelerek yan yana omuz omuza dizilmesi gerekiyor. Müslümanların film çekmesi, tek bir dergide sesini birleştirmesi, tek topluluk, tek vakıf yani tek çatı altına toplanması gerekiyor. Bunun yoluysa kişinin kendisiyle olan mücadelesine kadar teferruatıyla bellidir. İnsan kendisini kurtarmak istiyorsa Ümmeti kurtarmalıdır. Her mümin kendi imanının öncüsüdür. Nasipliyse, o Kudret onda varsa eğer, başkalarına da öncü olması kaçınılmazdır. Mesele bencillikten arınıp yan yana durabilmektir. Bunun için geçmişimizle barışmalı, tarihimizle kıvanç duymayı öğrenmeli, şu anki halimizin vahametinin farkına varmalı bu yolda tüm varlığımızla savaşmalıyız. Susmayalım. Haksızlık karşısında susamayız. Allah’ın istemediği bir şeyin alelen yapılmasına karşı durmalıyız. Karşılığı ne olursa aynı muharebede gibi o kurşunun kalbimizi deşeceğini bilerek ama yüreğimize toz kondurmayacağına dair kutsal inancımızla yapmalıyız bunu. Hiçbir şeyi küçük görmemeli ve nefis iştihalarının eylem müdavimlerinin ifadesiyle Ahlak Müfettişliği, Ahlak Bekçiliği yapmalıyız. Onların bu tabiri ideal mümin tanımıdır. o ölürse islam ölür denilen Emri-bil Maruf Nehyi Anil Münker tanımıdır. Savaş, biz istesekte istemesekte kaçınılmaz. Ya siperimiz olmadan dal gibi savaşırız, ya da hazırlığımızı yapar olanca gücümüzle harp ederiz. Bizi yenmelerinin sebebi yalnız olduğumuzu düşünmemiz. Halbuki Allah var, o ne güzel mevla ne güzel yardımcıdır. O her şeye yeter.

Written by Eyüb Ensar Karal

Ne işe yarayacak diye soramazsın Dünyanın sonuna varmak için Bildiğin bütün kelimeleri unutmalısın

Leave a Comment