22 Mart 2026

Göçtü Kervan

Kervanlar-2

By In Şiir

göçtü kervan, kaldık dağlar başında
deniz tuzuyla berkitilmiş göz yaşında
dervişlerin kapkara peçeler dokuyuşu
dergah kapılarında şiirler okuyuşu
günaha yeltenen yüreklerinde aşk ile
bülbülün nazar ettiği kırmızı güle
dikenlere değen parmaklarından sızan
beyaz ipliği yerinden koparınca ezan
farz kılındı dünyaya duyduğumuz keder
dostlar yola düştü huzmelerin ardından
develerle bir şehir taşıdılar güneşe
semerlerinde kaldı vuslat ve neşe
bizi terk eden bu göç bu vedasızlık
rüzgarla bezenen sessizlik sedasızlık
dervişlerin kınalı ellerindeki sonbahar
ve bizim göz altlarımızdaki mezar
hicrana eşlik ettiler atların eyerinden
bizler terk edilince kışlak yerinden
mevsimler su gibi birbirine karıştı
şems ve kamer birbiriyle yarıştı
pusulamız hasretten kırıldı bu arafta
kaç bin yıldır bilinmez hangi tarafta
yoklanır nasırlı ellerle kaybolmuşluğumuz
varlıklar derleyip yokluktaki boşluğumuz
kıran ve sefalet getirdi sofralarımıza
bugün aynı hislerle dizildiğimiz hiza
öğretti çocuklara hasret türkülerini
sevgiden arınmış gecelerin en serini
çare olmadı bin emekle oyduğumuz yaraya
şimdi her bir gemi vurduğunda karaya
dostlar yeniden aramıza döndü sanırız
adına idrak dediğimiz bu zalim taarruz
namlularını hatıramıza doğru çevirdi
gölgesinde dinlendiğimiz çınarları devirdi
kıyamadığımız güller ezildi enkaza
şayet yutkunursak bir sabah ezkaza
anlarız kimler kör kurşunlara dizildi
yazgımız hangi dostun kanıyla yazıldı
kireç tutmuş sözlerimiz duyulur o vakit
hatırlanır göçen kervanla vardığımız akit
yeniden bilenir kapıda pas tutmuş burgu
açılır kapı ve tüm misafirlere başlar sorgu
bir sesle gelir uzaktan kuyulardan da derin
silindi mi tüm ayak izleri göçen develerin?
atlar nihayet vardılar mı o garipler diyarına?
sağ iseler dağlara dönerler mi artık yarına?
kuzeye kırıldı mı prangalarıyla dizginler?
bilsinler ki uyandılar artık bezginler
onlara bizlerden haber götürün gördüyseniz
alaca alevler altında kaynayan deniz
bizi dağlar başında bilmektedir ilelebet
kaşlarımızı kaldırdığımızda ne bereket
yeniden ışıldıyor bulanıp dökülen yıldızlar
tövbeye duruyor kervan yağmalayan hırsızlar
çapulcu diyarında kine bulanan bu özlem
kuruyan vahalara bakıp vuku bulan matem
sarsar köklerinden bin asırlık uykudaki ruhu
anlarız bu çağın ne hızır’ı var ne de bir nuh’u
nafile demez ararız ipek yüklü kervanları
ve anımsarız bin yıldır bitmemiş isyanları
nafile demez ararız isyancıların naaşında
çünkü göçtü kervan kaldık dağlar başında