Cesur derdim kendim kendime fakat şecaatim çok uzakmış rivadan
Ufuğa diktiğimi sandığım gözlerimi açınca farkettim, çıkınca korkularım inzivadan
Bilgeliğin gözbebeği ve cehaletin kuytusu arasında salınan vurguların, endişe ve umut aşılıyor bulutlarıma
Kitabının başlıkları, ucunun hangi çiviye bağlı olduğunu bilmediğim bir halat salıyor tuluatlarıma
Sisli bir patika gösteriyor, topurlak bir saha içerisinde hunharca koşan dizgini dolu atlarıma
Solgun bir belki uzatıyor
Yorgun fakatlarıma
Dünde miydim hâlâ, saat kaçtı göremedim pervazındaki kakülden.
Kendimi kiralayacaktım, yoktu. Kalktı dediler tedavülden.
Kanımı kaynatan duygular, soğuk içemediğindemiş meğer
Varsın içsin, vaktolup da birkaç damla eritecekse köşeli yuvarlak pistinden eğer
Sıyrılıcaksa kokan çamaşırlarını saklayan kravatından doğru vampirin
Varsın kaynasın, gerekirse buhar olsun eriyecekse atar damarımla birlikte, değer
Ya da sıyrılmasın somurtmasın bir damla bile kepazeyi
Varsın sadece mideleri ısıtsın sonsuz iştiyakım
Dönmüyor ya ameller mucibince ve takip etmiyor ya başıboş faraziyi
Bakışlarım ardıma dönmez, Elhamdulillah, Tanrı yarattı ya teraziyi
Göremez oldu nefesimiz böyle kavuşmanın aslındaki firkati
Göremez oldu nefsimiz anamızın sitemkar kaşlarından süzülen şefkati
Kara pıhtıya teslim ettik hutbeyi ne bir saka kaldı safımızda ne de somuncu
Yedi değil yetmiş tepenin yokuşunda yorulan dizelerim çözemez artık sırtımdaki kuluncu
Ne kaldı ki heybende bir Ayasofya belki de birkaç Süleymaniye
Sana İstanbul demek gelmiyor içimden, sen olsa olsa Konstantiniyye