Sevmek, Allah Azze ve Celle’nin insana lütfettiği en değerli nimetlerden biridir. Sevgi, kalbin saflığıyla ortaya çıkan ve çıkar ilişkisine dayanmayan bir yöneliştir. Annenize, babanıza yahut yakın bir dostunuza duyduğunuz sevgi bunun en doğal örneklerindendir; karşılık beklenmez, hesap yapılmaz. Bazen bir mekânda yan yana gelmekle, bazen küçük bir tesadüfle başlayan dostluklar da böyledir; gerekçesi açıklanamayan bir yakınlık kendiliğinden doğar.
Allah’ın Hazreti Âdem için Hazreti Havva’yı yaratması ve bunun Hazreti Âdem’in sekinet bulması amacıyla gerçekleştiğini bildirmesi, sevginin ilahî boyutuna dikkat çeker. Hazreti Havva’nın, Hazreti Âdem (a.s.) uykudayken kaburga kemiğinden yaratılması, sevginin insan fıtratına yerleştirildiğine işaret eder. Aslında Hazreti Âdem, bizim “hayat arkadaşı”, sıkça kullandığımız “ruh eşi” veya ‘ruhumun kayıp parçası’ dediğimiz kavramların ilk ve en somut örneğini yaşamıştır.
Benzer şekilde insan, hayatının bir döneminde hiç beklemediği bir anda biriyle karşılaşır. Daha önce sınırlarını korumuş bir hanımefendi ya da beyefendi, kendisiyle aynı hassasiyetlere sahip biriyle hayatının 25. , 30. hatta belki de 40. yılında denk gelir. Böyle bir karşılaşmayı yaşamış veya gözlemlemişseniz, iki tarafın da “Ben ne yaptım da Allah karşıma bu kadar iyi bir insan çıkardı?” gibi birtakım sorgulamalara yöneldiğini fark edersiniz. Zamanla, karşıdaki kişinin de benzer hassasiyetlerle hareket ettiğini ve yıllarca farkında olmadan aynı istikameti gözettiği görülür. Bu tür karşılaşmalar, kelimenin tam anlamıyla “nasip” olarak adlandırılan ve insanın hayat çizgisinde en temel yere sahip olan durumlardır.
Olaylara Allah ile kul arasındaki ilişkinin perspektifinden bakıldığında, hayatın akışı daha tutarlı ve anlamlı görünür. Kişinin manevi farkındalığı, olağan hadiseleri bile birbirine bağlayan bir bütünlük içinde kavramasını sağlar. Sevgi de bu bütünlüğün önemli bir parçasıdır; hem insanın kalbinde hem de sosyal ilişkilerinde derin etkiler bırakır. Böyle bir sevginin korunması, kişinin iç dünyasını sağlamlaştırır ve karşılaşılan zorluklar karşısında sabır geliştirmeye yardımcı olur.
Günümüzde “aşk”, “tutku” veya “gençlik” gibi kavramlar çoğu zaman belirsiz, kimi zaman da duygunun özünü zedeleyen bir içerikle kullanılmaktadır. Kalpten ziyade dış etkenlerle, arzularla veya yönlendirmelerle şekillenen ilişkiler; sevginin hakikatini perdeler. Kişi, bu tür ilişki biçimlerinden uzak durdukça sevginin gerçek niteliğini daha kolay ve daha derinlikli fark eder ve karşısına çıkanın gerçekten sevgi olup olmadığını daha sağlıklı değerlendirebilir. Bu bağlamda sevginin bir nimet olarak görülmesi ve doğru bir yerde konumlandırılması, modern insanın ihtiyaç duyduğu iç istikrarı sağlar. Zira hayatınızın beli bir noktasında karşınıza bu nimet çıkarsa “Ben ne yaptım da Allah karşıma bu kadar iyi bir insan çıkardı?” gibi sorgulamalara girmeyin, Efendimiz Hazreti Adem (a.s)’ı düşünün… O hiçbir şey yapmamıştı bunun için… Bu, Allah Azze ve Celle’nin O’na bir lütfuydu işte siz de bir benzerine tanıklık ediyorsunuz. Belki de Arap bir şairin bir beyti yeterdir bütün bunu anlamak için:
وَمَا هُوَ إِلَّا رَبْطُ قَلْبٍ بِقَلْبِهِ وَقُرْبٌ جَلَاهُ اللّٰهُ لِلْمَرْءِ فِي الْأَزَل
Bu, ancak bir kalbin başka bir kalbe bağlanmasıdır; insanın payına ezelde Allah’ın yazdığı ilahî bir yakınlık…