6 Haziran 2026

Feriye Sarayı’ndan Kaçtığım Gün

Mektubat-1

By In Hikayeler

O’nun hâmisi olduğu her mülkün gölgesinde teftiş edilmek isterim; lütfettiği bereketi bünyeme dercettiğimi ispat etmek adına. Çünkü seneler evvelinden beri beni imar eden – hayır!- deforme eden grotesk mimarinin ehli denen batılı sarhoşların ellerinde teşekkül etti istikbalim. Aklın -nefsin- maksimlerini gönlümde tahkim etmeyi amaçladılar. Bu gece dinlediğim tüm beyânat-ı sariha benim aslında katışık bir fikri âlemin mensubu olduğumu idrak etmeme vesile oldu.  

Sana bu kelimeleri sarf ederken niyetimin halis olmasının, bunu yapmamı doğru kılmadığını fark ettim. Sürçü lisan edebilir; hutbem tümüyle talihsiz bir kaza sonucu muhatabına ulaşma imkanını kaçırabilirdi. Çok düşündüm. Acaba nefesim kesilir mi, bilmediğim o zehirler şahdamarımdan zerk edilir mi diye. Yeni kelimelerim yok, tahkik ettiğim sözler, asrın içtihatları yok heybemde. Yalnızca biraz recâ ve bolca zillet içinde vardım muhabbetine. Bilmem bu mektubat silsilesi ulaşır mı yamacına ama hapsolduğumuz o brütalist yaşamlarımızın yalın ve çıplak müstehcenliğinden firar etmeliyiz. Sinir hastası birkaç tanıdığım var; korkularıyla yüzleşmekten alıkonulmak için birtakım eczaya muhtaçlar. 

Kendimi rota çizen birisi olarak göremem, yoksa ben de dahil ederim kendimi mezkur muhataplarımıza. Güvertede sözü en çok dinlenen kişi olarak temâyüz etmemeliyim, resmin dışındaki bir adam tuvale dahil edilmemeli. Özür dilemeliyim: Neyden bahsettiği bile tespit edilemeyen bir mültecinin hudutlarını âşikar kılmamalıydım. Tam olarak meşâyihin hangisinin bana hitap ettiğinden emin değilim. Kimse tarafından seçilmedim, ve ben henüz kimseyi tanımış değilim. Lakin karıncanın seslerini duymaktan rahatsız değilim. Yahut parlak ağaçlardan neşrolan minik yapraklardan, yasemin kokusundan, narın akan kan renginden, acı tadından rahatsız değilim.  

Bu mektubun ulaşacağı adrese evvelden iltica etmiş başka bir bedevi varsa, bu sâyife bulunduysa bir fabrika bacasında; yahut güvercin, evini neresi bellediyse orada ihmal ettiğim vasıflarımı kemale erdirmek adına bazı imar faaliyetleri düzenlenebilir; muhakkak temkinli ve biraz tereddüt içinde.  

Diz kırmaya razıyım, belimin ağrımasına ve saçlarımın yapış yapış olmasına. Saçlarımın altında istirahat edeceği, çeperlerine kefen bezimin sarılı olduğu kalın yün sarığımdan da razıyım. Yahut okuma yazma bilmesinin ötesinde, gözlüksüz görebilen ve secdede alın yoluyla bünyesinde ıslahat yapan bir yâr varsa daha da kelam gerekmez gönlümün ilanına. Didarının efsununu âşikar etmeli, bir ömür raptedilmeli gözleri gözlerime. 

Fırtınaların tarumar ettiği, takvim sayfamda resmi olan bir gregoryen kasabasına ıslah ve tanzim vazifesiyle vardığımda hala kim olduğumu bilmiyordum; Feriye Sarayının ilhamıma karşı inşa ettiği açık sarı renkli bendlerinden sonra. Nerden nereye, neden firar ettiğimi idrak ettim. Sana yazdığım bu mektupta beyan ettim devraldığım sancağı. Ancak selin bastığı ve tüm eşyanın birbirine karıştığı, anlamların girift bir muammeyâta sevk edildiği üstü açık bu kasabada karşıya geçmek için nehre nasıl gireceğim? Nasıl varacağım? Said Halim Paşa’nın mürekkebinin rehberliğini nasıl gizlice uygulayacağım? Öksüz kalmış emekli çerileri, yeknesak akan ömürlerinden nasıl kurtaracağım? Henüz bilmiyorum.  

Written by Eyüb Ensar Karal

2006 Ağustos'ta Sakarya'da doğdu. Adabilim Anadolu Lisesinden 2024 yılında mezun oldu. Şu anda Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesinde 1. sınıf öğrencisi. Edebiyat ve sinemayla iştigal ediyor. Üsküdar Fıstıkağacı'nda ikamet ediyor.