12 Haziran 2026

Güvercinin Kayıp Gerdanlığını Bulduğum Gün

Mektubat-3

By In Hikayeler

Ölürüm de bırakamam ki yedi düveli; elimde sazım, dilimde türkülerle gezmeyi. İğneyi yerleştirmeden dudaklarımın arasına, kelimeler dökülemez ki. Ben mezkur ırmağın kuruduğuna şahit oldum: Susuzluktan ölen onca yetimin gözlerindeki tarumar olmuş umuda. 

Kasabadaki ırgatlardan farkım nedir diye düşünürüm. Elimde orak ve alnımdan akan terle, höyükteki bir nar ağacının altında yaslanarak şakalaştıklarını izlediğim zamanları gelir aklıma. Benim bir gölgem yok, kendi seyrimden başka. Sazlıkların arasına saklanmış askerler leşimi beklerler. Adıma yaptırdıkları türbenin içine gömmek için istekli olan baş mimar, askerlere cep harçlığı verir, birkaç bozukluk bırakır sadakataşına.  

Benim ismim mülayim baharlar, otlakların vazgeçilmez mahbubu. Ellerimdeki nasırları kimse görmez, gökten önüme inen atlıları. Ayağıma takılan server-i diyarın ipeksi yanını kimse bilmez. Uğramam yanlarına nar ağacının altına saplananların. Çünkü türbemin beni hak ettiğine inanırlar. Ölsem de mermerlerin soğuğu ısınsa bedenimden, ve beslense temelinin dayandığı topraklar cesedimden. 

Benim sekinet bulduğum bir gölgem yok henüz, ancak kendi gölgemde serinlerim. Merak ederim insanların ilkini, peygamberlerin ilki: Sen kendi gölgen hariç nerde serinlendin? Esenlik bulduğun kapı neresidir? Asırlar sonra bulanık suların ardına baktığımda alımlı gençleri görüyorum. Gözlerime yanaşan bir silüet var. Üzerinde haki rengi ipekten kostümü ve kulaklarıma yaptığı tuluat. Sen geliyorsun ve hakikatin yansımaları birleşiyor. Nar tadı dilime geliyor ve ben ilk defa ırgatlıktan istifa etmişken sırtımı bir gövdeye yaslı buluyorum. 

Ne zamandır memleket hasretiyle yanıp tutuşan ben, şimdilerde içimde berkinen revnak-ı hüzne teslim oluyorum. Firkateynler bensiz yola çıkar olmuş. Döndüklerinde güncelerinde artık bana olan özlemlerine dair tek kelam yok ve ganimetlerden bana pay kalmamış. Mübarek ellerden öpememek ve varamamak nedimelerinin huzuruna, iğdiş bir katliamın ensesine gark etmiş beni. Söylesene esrar-ı muteber, ikircikli neslimin meskeni neresi. Ardım sıra dizili o gençlerin henüz maraz-ı sâriden yattıkları gün sayısı, kalan ömrümü çoktan geçti. Ve ben artık bana gülümseyerek bakan hiçbir insanı kınamıyorum. 

Ürkütücü heykellerin silüetleri selam verirler bana. Gün boyu okunan selalar aklımdan çıkmaz bir türlü. Benden imza bekleyen sıradaki onca insanın övgülerini, bir rüşvet olarak teklif ettiler bana. Halbuki benim ebna-yı zamanın rağbetine tamah etmeyecek birisi olduğumu öngöremediler. Sızlanmamalıyım afetler karşısında. Mektupların bir alıcısı olduğuna inanmalıyım. Mürekkebin ıslanıp akmadığına, postacının kaza yapıp uçurumdan yuvarlanmadığına yahut seneler boyu beslediğim kuşun bir avcının sapanından çıkan sert taşlar sonucu yem olmadığına dair içimde zaaf sayılabilecek bir ümit barındırmalıyım.  

Aklıma ve gönlüme kazınmış bir söz ile tüm sırlar ifşa olur: Hamd Alemlerin Rabbi Allah’a Mahsustur. İstikbalim halis niyetlerle verdiğim bir temennada gizli. Nasib-ü Müyesser ola tahayyül ettiğim serencamım. Secdem vuslatım olsun. Burnumdaki son koku ravzanın pirüpak halıları. Ey hayallerimin erişemediği ünvanın kaynağı, söyle bana ne zaman görüneceksin? 

Written by Eyüb Ensar Karal

2006 Ağustos'ta Sakarya'da doğdu. Adabilim Anadolu Lisesinden 2024 yılında mezun oldu. Şu anda Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesinde 1. sınıf öğrencisi. Edebiyat ve sinemayla iştigal ediyor. Üsküdar Fıstıkağacı'nda ikamet ediyor.