22 Eylül 2026

Tebessüm

İkindi Cinayetinin Maktülü

By In Hikayeler

Henüz ısınmamış kemiklerimi küreyen işçilerin kalın eldivenlerin içindeki ellerinden dökülen satırlar, şikayet mektupları hanemi doldurmaya başladı. Şöminenin başında titreyen aleve konan sayfaların hepsi ölümcül dozda hırs kokusuna maruz kaldı. Böylece tarafların namertliğiyle bozuldu nedametim. Elime almak istemediğim saman kağıdının külleri. Sahici tavırların çöldeki muhatabı ihtar eden yasaklı kelimeler dar boğazımda. Sıkışıp kaldım mertliğin öldüğü savaşta. Ne kadar ceset varsa yanımda, ne kadar yaşayan varsa karşı tarafta. Bir tek benim soluduğum hava yırtar semayı, bir tek benim soluduğum hava doldurur arşı. Ben ıtır kokusunun müceddidiyim, arşın tozlarıyla yıkanan idam mahkumu, dörtnala koşan akıncıların subaşısı, silahtar Mehmet efendinin torunu, müellif beyim; çocuğum kucağımda. Nedametim bozuldu firkateynler yaklaşırken surlara, zincirler dar boğaza sırnaşmışken, pölsümüşken cesetlerden geriye kalanlar, adım firkat ile beraber anıldığında fark ettim seyrüseferin istikametini, silahımın namlusunu doğrulttuğum ikindi cinayetinin kuşatılmış kehribar renkli safına.

Ardındadır ölüm, çatlarını çatmış şekilde bekleyen sinsi belanın. Çünkü, tekin geçmemiş gecelerin soğuk maviliğini terk ettiği vakitlerin dercettiği zamanlarda parmaklarımın arasında menengiç kahvesiyle dudaklarım onun ismini sayıklar. Dudaklarım hiç bilinmeyen asırların duyulmamış şarkılarını mırıldanır. İhbar edilesi sözler dökülüverir, aldırış etmeden silahsız adamları öldürürüm. Kisvelerinin altından çıkan masumiyet tellalı kirli sakallarını okşarım. Kral öldü derler, inanamam. Yalanlarım. 

Sızlanamam, türlüsünden icra edilmiş katliamın müşahidiyim, sessiz bekçilerin müdafaa ettiği sokakların elektirikçisi, silahtar mehmet efendisinin kırmızı beylik tabancasının namlusunu temizleyen adam, sirklerdeki memur, kelimelerin sonundaki anlamsız boşluğun ta kendisiyim. Seher vakti öten horozların önündeki dağ, iskelede başını çıkartan çapaların gölgesiyim. İmkansız aşkların parlak haritası, ölmüş intikamcıların hayata rehberlik eden pusulasıyım.  

Ne fark eder yaşadığım hayatın ne olduğu, yaşayan benim. Yaşayanın kim olduğu ne fark eder, yaşatanın kim olduğu bellidir. Ben hasta oluşum, sedirde uyumuşum, ürkünç tablolardaki gölgenin boyası olmuşum ne fark eder, sülalemdeki tek teselli edilen ben değilim, toprakla en geç tanışan. Öyle olsam da değişmezdi kisvesi, yara sarmanın. Ne fark eder pınarlardan su içmesem, su yakmasa boğazımı ne fark eder, iliklerime kadar beni yutacak bir aşk olmadıkça. Diri kalmış kestane ağaçlarının dibine birikmiş enkazın sorumlusu ben değilim. 

Written by Eyüb Ensar Karal

2006 Ağustos'ta Sakarya'da doğdu. Adabilim Anadolu Lisesinden 2024 yılında mezun oldu. Şu anda Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesinde 2. sınıf öğrencisi. Edebiyat ve sinemayla iştigal ediyor. Üsküdar Fıstıkağacı'nda ikamet ediyor.