Önce bir nefes, ardından bir haykırış…
Bu devridaim döngünün bitmek bilmeyen çilesi içinde bir keder gülü.
O gül ki, kokusu efsunlu bir sarmaşık;
Dikeni, zehirli bir umut.
Umudun zehri uğraşır seni inandırmaya;
İnandıkça dikenlerine batarsın.
Battıkça, tesiri artan kokunun sarmaşıklarına dolanırsın.
Bir bakmışsın, elin kolun bağlı güle kapılmışsın.
İş o raddeye gelince;
ne sen aynı sensin,
ne de olduğuna inanmaya çalıştığın gül, senin istediğin gül.
Peki, senin istediğin gül ne?
Bir papatya…
Gülden papatya olur mu hiç, yahu?
Olmaz işte.
O zehir seni buna inandırır.
Bazı çiçekler bazı topraklarda açmaz.
Bu gülü sıradan bir gülden ziyade keder gülü yapan da budur işte.
Toprak onu, o da toprağı istese de
birbirlerine uygun değillerdir.
Bu da onlara bir ömür keder olarak yeter.