Beklemek meziyeti
Alametifarikam sayılmasa da
Alametidir belki
meziyetimdir diyebileceklerimin
Sabır, en büyük erdem
en küçük sabrın
erdemden bihaber olduğu zihnimde.
Bir ağustos güneşidir sabır
Sayılı gün, çabuk geçer, güz gelir
Ama çoktan raks etmeye başlamıştır
Çakıl taşlarının üzerinde
denizi kızıla bulayan
umarsız ayaklarımın buruşuk tabanları.
Derken gökten bir damla,
Muğlak bir haykırış
çağırır beni sıcacık yuvama
Bense tıkarım kulaklarımı
Kulağın neden kepçesi olduğunu anlarım o an
O tiz, tırmalayan haykırışa
bi kepçe dolusu mani olduğundan.
Kızıl sular dolup taşırır kepçeyi
Çırpınışımdan, öte beri sıçrayışımdan
muzdarip olan sular
Tahammülsüzlüklerini örtemez,
Kulağımdaki en ihtişamlı arsaya malik olma adına
girerler hararetli bir müzayede seansına
Artık işitmiyorum.
Talipler uzlaşmaya vardılar aralarında
Kulağımda kalmadı tek bir satılmamış arsa
Muğlak haykırışsa
gömüldü varoşlarda toprağa
günübirlik tatilcilerin umursamaz tavırlarıyla
Güz gelmiş,
Bulutlar hüzünlenmiş olsa gerek
Gözyaşları daha şiddetli çarpıyor vücuduma.
Bu tasanın müsebbibi güneşin vedası değil mi?
Aksi halde üzülecek ne ola ki?
diye sorup dururken kendime
aniden anımsarım,
Anımsatır bana bulutlar
Düşürerek yıldırımlarını civarıma
Takip eder haşin bir rüzgar
yalancısı olduğu büyük tufanın kılığında
Anımsarım ki güneş
Çoktan terk-i diyar eylemiş,
Bi başına şu garibi bırakıp gitmiştir
Oysa bi başına bırakılan mahluk
Güneş midir , garib mi?
Sanırım sualin cevabı
Bulutların gözyaşlarında saklı.
Gözyaşları güneşin elvedasına olamaz
Güneşin, elvedası olmadığı yerde
Esas veda güneşin değil
Benim vazifemdir
Zira ben en mühim anda
Güneşin ışınlarına şemsiye açtım
Nasıl da aldatılmış hissetmiştir güzelim güneş
içinizden bazılarınızla kader ortağıymışçasına
Fakat en can alıcı nokta
Güneşe karşı mahcubiyetim değildir
Çünkü şimdi uzuvlarım gevşemekte
Kızıl sular boyuma dek yükselmektedir,
Büyük tufanın küçük emekleriyle.
işitmemdeki noksanlık
buz kesilmiş kızıltıyla
Veba gibi sıçramakta,
Önce eder beni ağma
Ardından bir merâsim dahi tertip etmeden
hükümranlığını duyurur tüm uzuvlarıma.
Bendimden kalan parça
Buzların henüz erişemediği
üşümeye niyeti olmayan zihnimdir.
Güneşten aldığını söyler bu cesaretini
onun kavurucu parlaklığından.
Utanırım beyan etmeyi ona hakikati
Dilim dönmez, ağzım varmaz söylemeye
güneşe nasıl sadakatsizlik ettiğimi
Bir elvedayı çok görüp ondan veda istediğimi,
Ebediyen onu görmemeyi dilediğimi
Sıcağı reddime şahit zihnim
Kendini bırakıyor dondurucu soğuğun hegemonyasına
Çünkü biliyor
Güneşin kocaman kucağına sarılmayan adam,
nasıl olsun da
yüz versin
minicik kıvılcıma